gel dökümü
Koşar adım kattettiğim yollara arkamı dönup bakmadan; daha da hızlanarak kaçar adımla uzaklaşmak; kaçamaklığa varmadan yaşamak istiyorum… Benden beriye kimse bakmasın; benden ötesine birlikte bakacak bir çift göz; yüreği titrek bir bedenin varlığı sarsın beni…
Hani doya doya tüketeceğimiz; tükenmek ne kelime, dolu dizgin var olabileceğimiz; varlığımıza ahenk katabilecek bir yüreğin imgesi olabilecek miyiz? Gözlerime renk, gözlerime ışık, gözlerime senin aksini düşüren her dakikaya binbir şükrü adıyacağım. Ne varsa senle yaşanılabilecek hayatta – mutluluk ve aşk adına – kendimi adıyacağım bu uğurda; yeterki “sen” ol gel, “ben”i bul gel…
Ansızın, kimseyi haberdar etmeden; çık gel… Ben kendimi bıraktım toprağına; var olduğum özün kucağına… Hiçbir bavulda, hiçbir hatırayı taşımadan; taşınmadan artık beriden öteye; bıraktım kendimi bu dingin sulara… Kalk gel yanıma… O rüyaların gerçek olmadığına ancak ölürsem inanırım; sana inandığım kadar inandım onlara; bize inandım bir başıma… Ne olur; beni akran etme toprağa…
Yok senden başka, nev’i şahsıma münasırlığımı anlayan; elime, dilime, sözüme, yüzüme: özüme senin kadar dokunan… Dokun bana, uyuduğum uykuların en derinindeyken; çek çıkar beni yanına… Uzağımda: haramdır sensizlik bana…
Ne olur gel… Ne olur tut ellerimi; dokun tenime…
Sensizliğinde ben toprakla akran; ölümeyse gebeyim…
Ne olur gel, seninim!
30.04.2008 – 10:47 / S3

yorumlanmamış
geridönüşler