öl'dür
Bir eski masaldı, unutuldu; kaybolmuş bir hazineydi ilk insanlardan kalan, kayboldu; bir yüreğin atış sebebiydi, toprağa gömüldü… Bir piç gibi ardında kalan herşeye lanetini bürüdü aşk…
Astarı yüzünden pahalı bir ölüm sebebiydi bu… Ölürken öldürmek için sebepler edindim farketmeden… Dilimden dökülmedi hiç, bir tükrük gibi yalanlar.. Yuttum hep dudaklarından bu zehri, zevkmişcesine… Ben yiterken seni de yok etmek için besledim içimdeki militanı… Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalamazdı… Kin büyüttüm sevgi koynunda… Aşk ile nefret arasındaki kankardeşliğiyle sarıldım sana… Aşığım dedikçe, aşkımın bir hiç sevişlerine kurban gidişini izledim oturduğum yerden… Acıdı yüreğim, acıtmadığım halde bu kadar çok… Affetmek hatasına düştüm defalarca… Affetmeyeceksin! Kimseyi ve hiçbir zaman… Aklın varlığına inanacaksın, akılsızsa bir insan; keseceksin boynundan tek bir bıçak darbesiyle hayat damarını… Hayatında yeri kalmayacak… Bir çöpü yerden alıp beslemeyeceksin evinde, koynunda, cebinde… Ne alınır ne satılır… Vermeyeceksin hiçbir çere-çöpe değeri ki, değerin bilinsin…
Döksem içimi kör bir kuyuya, dolar da taşmasından korkarım… Kussam içimdeki nefreti, dünyanın ibret almayacağını bilmekten utanırım… Dişlerim arasında sıkıştırdım öfkemi… Dilimin ucunda ölümün soğuk bedeni… Dokunsam taş kesecek yüreğin namertliğinden ben utanıyorum; namertlerse kendi zevk-i eğleşinde…
Acıtmadım, acıdım… Kanatacağım artık tüm acıya sebep yaraları.. Kapatacağım göz yaşlarımdaki tuz ile yaralarımı… Öldüm desem yok ağlayanım.. Anladım kimseye sırtımı dayamayacağım, kimsenin omzu olmayacağım..! Doldu beynimin kör kanalları, kapandı tüm açık damarlarım: felçli bir ruhun zindanı içinde varlığım… Dayanamıyorum bu hayata… Kaçıp kurtulmak için binbir çaba içindeyim…
Kır dök yarala…
Kes biç parçala…
Her bir kan damlasını dudaklarım arasından şevk ve neşeyle yalayabilirim… Dişlerim arasında parçalayabilirim o haz makinasını… Ucuza gideceğine, amacıma alet etmek için kullanabilirim bu bencillikle… Kin ve nefret doluyum sevgim içinde… Tutmayın beni, ölüm kokuyor ellerim… Tutmayın duvarlarıma yeni bir renk seçeceğim… O cansız ruha adayacağım cansız bedeni… Belki bir anlam ifade edecek gidişiyle… Ah nerelerde kaybettim ben kendimi… Nerde verdim ruhumu… Kurtarmam gerek kendimi..
Susmam…
Ve başlamam yeni katil ruhumla yeniden karışmaya topluma….
İyi ol..
İyilik yap..
Nereye kadar !
Öldürmem gerek seni ! Önce kendi içimde!
5 defa yorumlanmış

öyle öldür ki beni
kalmasın tek parçam
zerrelere ayır bedenimi ve kanat
kanım aksın caddelerin oyuklarından ve ruhum ıslansın
kalmasın ne varsa benden kimlik tanımlayan;
parmak izleri, dişler, kemikler…
sadece kan
ve yağmur yağsın, temizlensin dünyan.
öyle öldür ki beni
kalmasın seni zikreden tek parçam.
zikrinden geçerim elbet,
göz görmese alışır her yürek,
fikrinde kalmışsa da küçümen bir parça
oyacağım gözlerini
ben rüyalarında yüz yıllık karga…
bu şehri ıslattım her gece,
en hassas noktalarına dokunarak
yağdı kan,
yağdı cerahat üzerine,
ayyuka çıkan her çığlığı süsledim
kabuslarda büyüttüğüm lanet ile…
gel şimdi zaman,
git şimdi kazan,
öyle bir mutluluk ki içimden kopan,
her bir zerrene zerk edeceğim,
ben hayatında masum çocuk,
geceleri rüyanda kabusun olarak…
şehrimde amonyak
ve kuru kan kokusu
çatırdayan kemiklerimle ben
eriyen
tükenmedim, tükenemem sen gitmeden düşlerimden
sen;
sevgilimin bedenine gizli katilimin silüeti
sevinçlerim
korkularımın mutesebbibi…
gelen geçen, geçen ve giden
zaman
benden
sensiz geçen
zaman…
değiştiremedi gerçeği
sen;
ruhumun zehiri…
ıslak demir kokusuyla kamufle eder kendini
yayılırken bu şehrin sokaklarına kan kokusu
kıvrak danslarıyla dolanır sokakları
tükenirken göze doluşan timsah gözyaşları
bir kapı açılır, bir kapı üstüne kapanırken
hiç kimse değiştiremedi gerçeği, bu evin sahibi evsizdi
şimdi kapat pencerelerini, sımsıkı olsun perdelerin,
gir içeri son duanı et, ruhundan azad ettim kendimi
bu son korkum,
ilk sevincim gibi olsun…
ilk sevincimdin…
son korkum.
beni korkularımdan doğurdun…
için acır, aldırma
üstün batar birazda…
daldır tırnaklarını bağrıma.
içime dokun, içime, derine
yaraladığın yerlerimin acısını tanı biraz da.
ki kolay sanıyorsan, kolay değil böyle her gece seninle ölüp
her sabah doğum sancıları çekmek
sevginle kıvranan benim,
tanıdın mı?
beni sevmiştin.
yada kandırılmışlığımın kırılganlığına aldırma
herkes kadarım nasılsa
herkes kadar
ve hiç kimse…
burdayım
ve yokum senin için
gecelerinde yada gündüzlerinde değilken gece ve gündüz seninim
ve haberin yok senin…