fanus
kendimi ödüllendirdim!
yalnızlığa ortak, benden ıslak, benim kadar tutsak; iki arkadaşı kattım hayatıma..
biri benim gibi arıza, korkak, hareketli, heycanlı; siyah lekeleri var üstünde, hiç çıkmayacak..
diğerinin umurunda değil dünya… sakin ve uslu dolanıyor kıyılarda..
henüz isim düşünmedim bu iki b’alığa.. ama önerileri de değerlendirmeli..
cinsiyetleri mi?
eşcinsel olabileceklerini sanmıyorum.. bu konuda ki kontrollerim devam edecek…
2 defa yorumlanmış

balık hafızalı olsak kaç kg gelir beyinlerimiz acaba?
yani geçmişin ağırlığı olmasa onlarda…
- hanımefendi bana bir pipet verir misiniz?
- pardon beyfendi ama burası morg.. kantin üst katta…
- biliyorum, sen de hemşire olmalısın.. bana bir pipet hemşire..
- peki gel sana bir içki ısmarlıyayım..?
- pipetle içelim hemşire hanım..
- olur..
kadın adamı kaşları kalkık, ağdalı bir fanustrant’a götürdü.. en cam kenarı masaya; önceden rezerve edilmiş yerlerine oturdular.. hemşire bir pipet istedi, adam gülümsedi..
kulağından içeri giren bir ince nameydi;
adam irkildi:
bu tanınmadık bir dokunuştu;
gıdıklandı yüreği…
gülümsedi…
kadın ellerini ve dudaklarını sildi masa örtüsüne; jartiyerini çekti yukarı, üstünü toparladı… hesabı isteyip kalktı masadan…
adamın bedeniyse kuş kadar hafif…
bir balık kadar temizdi..
kulaklarından bir damla süzüldü; hemşirenin sildiği yerlerde gördü kendi eskiz resmini…
adisyonu yerken bir lokmada, salınarak kalktı yerinden:
ilerledi, geriledi, döndü, dolandı; tek’di artık kıblesi..
şükretti…
oksijeni günden güne azalan sularda,
artık her sabah ve akşamı bir yem uğruna,
tanrısına kavuşmak için bekliyor adam..
beyni ise,
bir hemşirenin yemek borusunda görüldü en son,
faili doygun bir cinayet gibi…