onlara siktir, bana git
Sakın çıkma karşıma, boyalı dudaklarının yeni bir renge ihtiyacı yok… Bırak sen böyle güzelsin… Her gelen ile geçenin haz aldığı, bereket tanrıçası olacaksın… Ne çok şanslısın, kalçaların arasında büyüyecek gecelik erkeklerinin krallıkları; sen bu şehrin seks kölesi olacaksın…
Bedenine mezar ara gece vakti kaldırımlarda; ve her yattığın yatakta büyüsün, içindeki ölü ceninlerin mezarları, ben çıkardım bıraktığım o parçayı; sen yenileri için randevu toplarsın…
Topraktan af dile, Tanrı’na yalvar, annen için üzülmediğinse çok açık; gün gelecek el sürülecek yanın da kalmayacak, bu gidişle çok ucuza satılacaksın… Aferin…
Genişlet içini, çevreni, enini: yalnızlık sana göre değil elbette… Satışa çıkardığın her gülüşünü alkollü bir geceye adamışsın: biliyor musun aslında çok şanslısın? Bu am’açlıkla çok sofraya meze olup hiç aç kalmayacaksın…
Kin yok, nefret yok, ölüm yok, kalım yok…
Sen bir şarkısın dilimde, sözleri kendi dilimden olmayan küfürlerle…
Bense gözünde neşe, dudaklarında gülüşü boyalı pandomim ustası… Sana son küfrümü edeple süsledim; “siktir” yamyamlarına hediye, layık olmasanda benden bir kuru “git” fahişeliğine…
2 defa yorumlanmış

“Genişlet içini, çevreni, enini: yalnızlık sana göre değil elbette…” Kalamaz hiç biri yalnız kalamaz. Bir dalı tutmadan diğerini bırakamaz…
insan şanslı olmaya görsün;
her dalı tutanına da denk geliyor…
böeh!