geleceğe not!
şimdi bu satırları yazabilecek güce, imkana, akla ve fikre sahibim.
ama ya yarın ?
öyleyse bunları şimdi yazmalıyım…
bilgisayarım, evim, buzdolabım, yaptığım işler, çizdiğim çöp adamlar, yazdığım şiirler, karaladığım defterler, imzaladığım senetler, kira kontratım, koltuklarım ve perdelerim…
dişimle tırnağımla kazıyıpta geldiğim bugünüm!
gün gelecek bunların hepsinin elimden alınabileceğini bilmek;
bunlardan uzaklaşacağımı bilmek;
bunlar hayatım olsa da, hayatımdan uzaklaştırılabileceğini tahmin etmek;
dar ağacına çıkmadan önce son bir isteği olan mahkumun, son bir sigara istemesi gibi…
madem öleceğim, sevdiğim sigara dudaklarımın ucunda olsun…
madem ki öldüreceksiniz: yüreğime ve ruhuma kılınız dokunamaz! ama buyrun bedenim sizin olsun.
bir karar aldım ben! bir kararı uyguluyorum!
bir insanı caydırmaya çalışmak, karalamakla olmuyor! anlatmalı bunu birileri..
gün geçtikçe kendime kızar oldum, “ne kötü, ne lanet insanmışım ben!”..
yok artık, kendimi mi tanıyamamışım? sanmıyorum..
evet kabul!
bir akşam evden, çekipte kapıyı çıkan bendim!
sokakta yatan bendim!
işyerinde yatıp kalkan bendim!
bir arkadaşın evinde misafir olup köpeği ile aynı koltuğu paylaşan bendim!
biriyle aynı eve çıkan ve şuan kendi evinde oturan gene benim!
kimse hayat kolay olacak demedi bana!
çok pis sokaklarda yürüdüm geceleri, gündüzleri hep masum görünür insanlara..
çok kötü insanlar da tanıdım yeri geldiğinde; hırlısı hırsızıyla birlikte…
ama bir gün olsun ailemin yüzünü kızartacak tek bir lafım, hareketim olmadı!
ne harama el uzattım, ne kimsenin malına/canına kastettim..
haylaz bir çocuktum evet, meraklıydım hayatın en ince ayrıntılarına…
birileri mutluluğu parayla satın almış olabilir, ama ben kendim arayıp buldum!
okudum, sordum, gördüm, dokundum, kokladım, tattım, hissettim; yani tecrübe ettim…
bana en değerli tecrübenizi ne kadara satarsınız ?
peki ya ben onca parayı size versem ve sizinle aynı duruma düşsem;
sizce tecrübelerinizden bana anlattıklarınızın ne kadarı aklıma gelir ? hiç!
KOCAMAN BİR HİÇ !
çünkü ne ben: siz olabilirim, ne de SİZ: BEN!
ben hayatı eğlenceli bir oyun gibi yaşadım, gördüklerimden ve yaşadıklarımdan tecrübe ettim.
ne 10 sene önce böyleydim, ne de 10 sene sonra şimdiki yerimde sayacağım!
ben öğrenmeye, bilmeye, geliştirmeye aç bi insanım..
yaratmazsam/üretmezsem varlığımı kim ispat edebilir ?
siz hiç heyecan yaşadınız mı?
siz hiç ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide cambazlık yaptınız mı?
yoksa siz fanus içinde mi yetiştiniz? sizi hep anneniz babanız mı besledi?
ben hayatın sofrasına kendim oturdum, servisimi de kendim yapıyorum!
asi, çok asi bir çocuktum ben…
“sarı inadı var sende” derdi hep büyükler.. evet gerçekten var…
inandığım ve bildiğim doğruların bende hep mantıklı bir açıklaması olmuştur, aksini başka biri ispat edene kadar da bu bildiklerimden asla caymadım! doğru söyleyenin elinden öper, başım üstüne koyarım!
ama bana lütfen doğrularla gelin, bugünle gelin, yarınla gelin…
yürüdüğüm yolların çamuru üstüme sıçradıysa bu benim suçum değil, hayat böyle büyümemi istedi demek ki…
yaşayıp görmekten başka elden ne gelir?
neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilen,
nerde hata var, doğru nerde görebilen bir insanım; çok şükür…
bir gün olsun pişman olmadım yaşadıklarımdan; aldığım kararlardan asla caymadım.
birine zarar vermeyi aklımın ucundan dahi geçirmedim!
ve sizin izlediğiniz türk filmlerini ben hiç izlemedim…
ne erol taş’ım ne de cüneyt arkın..
gerçek hayatta ne insanlar birbirinin içkisine asprin atıyor, ne de bir bakışa kadınlar yoldan çıkıyor..
lütfen gerçekçi olalım!
siz hiç umudu bir yüzde,
siz hiç mutluluğu bir seste,
siz hiç geleceği bir gözde gördünüz mü?
birileri hattın öteki ucundan size düzinelerce şey anlatabilir hakkımda,
siz hiç araya birini sokmadan beni tanımayı denediniz mi ?
siz hiç önyargılara sığınmadan, bakmayı değil, görmeyi denediniz mi ?
keşke,
keşke diyebiliyorum sadece…
eğer yanılırsam, eğer yanılırsan, eğer gerçekten kötüysem o kadar;
kurulu kalsın kurduğunuz darağacı; ipe ben kendim çıkarım!
