anla’m
anlam veremiyorum.
anlamsızlaşıyorum.
anlamıyorum.
anlasana…
sonucunu kayıp bildiğin birşey için, uğraşmayı baştan bırakacaksak eğer; yaşamak ne kadar mantıklı bu denklemle..? madem aldatılacağız, neden seviyoruz? madem öleceğiz, neden yaşıyoruz öyleyse?
elinde somut bir kanıt olmadan, ne kadar gerçektir inandığın hayat? gördüğünü düşünse, düşündüğünden cayabilecek kadar dürüst olsa kendine; sandığı kadar kötü mü giderdi herşey: bu kadar güzel görünürken…? sezgisel bir yaşam çizgisi, hayal ürünü bir otobanın sarhoş şöförüne görünen zigzag çizgileridir. çarptığın bariyerlerse, kalbin aşktan çeperi; ne kadar hızlıysan o kadar derin kanatırsın yaranı… n’olur yeter, kan görmeye dayanamıyorum artık…
metafor girdaplarıyla sağanak yağışlı geceler bekliyor umudumuzda; gülümsemenin yüze aşina kalması gereken yaz günlerine inat.. sebepsiz’leriz.. ama ve fakat, celladın ben değiilim, günahına boynum kıldan ince keçiyim; günah sen, cezayı kesen sen isen… ama korkuyorum, fakat istemiyorum sensizliği, hatta herşeyden evvel, önce sen kendinde beni temizle, temizle ki sende kalmış yanlarımla kendini kirtletme…
yada kendinden çek-at…
yok, yok ama bu kadar kötümser değilim ben…
ve hatta,
günahsız değilim,
suçsuz değilim,
ama varlığınla varettiğim değerlere de asla sırt çevirmeyeceğim.
anlamaya çalış,
anlam kat becerebilirsen,
anlamalısın hatta,
anla..
kaçacak hiçbir yerim yok. lütfenlere sığınarak sana cephelenmiş bir düşman olmak istemiyorum. her gece yastığımın bir köşesinden başlıyor varlığın, ve beni çepeçevre saransın sen, ne yana dönsem de sen… gerek yok bu kelime sarfiyatına: kadınımsın.
ve hatta,
bu ev,
bu mahalle,
bu şehir,
bu ülke,
bu dünya,
bu ben: seninle güzel olmaya en büyük aday…
gel beni mutlu edelim, gel seni mutlu görelim,
gel biz mutluluğu hakk’edelim…
5.may.2010
