Alim Vedat Süner gönderileri

seniseviyorum

SeniSeviyorumSeniSeviyorumSeniSeviyorum.
Ve Seninle Sevmek Arasında Boşluk Bırakmayı Hiç Sevmiyorum.
küçük iskender

devamı

mecalim çok

sabah öpmeden uğurlama beni sokağa,
akşam olmasını bekleme beni özlemek için,
yokluğuma alışmaya hiç çalışma
mecalim çok seni sevmelere..

devamı

Ehname

Bir tane canım var ama, yüz bin bedenim.
Can neymiş? Neymiş ki beden? İşte ben’im.
Bir başkası var ya: işte ben, ben! O, beni
Sevsin diye bir başkası oldum kendim.
Mevlana

HAMDIM
Yaşadıkça derkedilecek bir hayat bu, ben görmedim hayatımın aksini su üstünde. Ben görmedim yaşadıklarımın bir benzerini dolaşan diller üstünde. Bir parmakizidir ki hayat; Doğdum bir acı kopardım validemden, doğdum bir sevinç kopardım vâlidimden… Olacak olanlar oldu, yaşanılanlar yaşandı ve bitti. Gözlerimi açtığım dünyayı, baktığım suretlerle tanıdım. Suretimi tanıttım seven ve sevmeyen gözlere… Sözlerimi büyüttüm içimde, sözlerin içinden mana çıkardım. Kafiye için safiyeyi feda edecek derecede kafiyeye ehemmiyet vermedim. Uyduklarım da oldu, uymadıklarım da kafiyesine. Bir can’dım, bin bedene iştirak oldum.

PİŞTİM
Uyandığım sabahların kimse bilmez kıymetini. Her günün ahbâr-ı gayb’ına tevessül ettim. Bin musubetle binbir geceye girdim, gençlik denilen girdabın halkalarından bir bir geçtim. Vardığım yer pisti, vardığım yer saray… Yaşadığım yer çöptü, yaşadığım yer cennet… Ne istedimse onu buldum, neyi sevdimse onun oldum… Bir canım vardı yer yüzünde emanet, bin bedenim oldu gün geceye devrildikçe…

Sevdalardan geçti yolum, aşk dedikleri oyunlardan oynadım. Küçüktüm, büyüklerin oynadıkları oyunları anlamak için, kendimi oyaladım… Yaşadım kefaletim olan hayatı, ödemek için değil! En azından kabul etmek için bu zor borcu tanrıya… Yaşadıkça yaşlandı her bir bedenim. Daha önce de söylemiştim, ben suçumu kabul ettim; Öldüğüm de oldu benim, öldürdüğüm de… Ama her seferinde ben, ve üşenmeden her zaman ki gibi; bezl-i can oldukça işte ben: cana canan olana her defasında, yenildikçe yenildim, belbele içinde kaldı gönüllere yedi verenim…

Şimdi vakittir,
Şimdi işte tam sırası,
Nerden geldiğimi bildim de nereye gidiyorum’u bilmektir vakit…
Teselliler, taziyeler ve hatta dehaletler anlamsız.

Şimdi vakittir.
Şimdi işte tam zamanı,
Ben bulduğum bir can’a kıydım her bir bedenimi
Bir bir, binden bir oldum…
Bir canım vardı, bir de can’a veriyorum şimdi
Dünya ocağında pişen varlığımı…

YANDIM
Bu ki sünuhat-i kalbiyedir; beyanda sükutu, geniş bir söz.
Allah bizi uzak etsin asib-resan insanlardan ki ahiretlik dediklerimiz bir el kadar nüfus.
Vakit artık ölmeden önce iz bırakmaksa dünyaya eğer, mümaşat içinde geçsin bizim de ömrümüz.
Ama boynumun borcudur dile getirmek ki,
Gün vaktini yitirdiğinde yazacakta güç kalmazsa el ile ferde,
Binden geçilip, bir seçilmiş beden için
bir can’ı bir canana verildiği için
ve aşk dediğimiz ateşi bahur tutmak için
Bilinsin ki, ben yandım…
Ben yandım ki, aşk bizi harlasın…

04.haz / 07.haz 2010
alim vedat süner

devamı

anla’m

anlam veremiyorum.
anlamsızlaşıyorum.
anlamıyorum.
anlasana…

sonucunu kayıp bildiğin birşey için, uğraşmayı baştan bırakacaksak eğer; yaşamak ne kadar mantıklı bu denklemle..? madem aldatılacağız, neden seviyoruz? madem öleceğiz, neden yaşıyoruz öyleyse?

elinde somut bir kanıt olmadan, ne kadar gerçektir inandığın hayat? gördüğünü düşünse, düşündüğünden cayabilecek kadar dürüst olsa kendine; sandığı kadar kötü mü giderdi herşey: bu kadar güzel görünürken…? sezgisel bir yaşam çizgisi, hayal ürünü bir otobanın sarhoş şöförüne görünen zigzag çizgileridir. çarptığın bariyerlerse, kalbin aşktan çeperi; ne kadar hızlıysan o kadar derin kanatırsın yaranı… n’olur yeter, kan görmeye dayanamıyorum artık…

metafor girdaplarıyla sağanak yağışlı geceler bekliyor umudumuzda; gülümsemenin yüze aşina kalması gereken yaz günlerine inat.. sebepsiz’leriz.. ama ve fakat, celladın ben değiilim, günahına boynum kıldan ince keçiyim; günah sen, cezayı kesen sen isen… ama korkuyorum, fakat istemiyorum sensizliği, hatta herşeyden evvel, önce sen kendinde beni temizle, temizle ki sende kalmış yanlarımla kendini kirtletme…
yada kendinden çek-at…
yok, yok ama bu kadar kötümser değilim ben…

ve hatta,
günahsız değilim,
suçsuz değilim,
ama varlığınla varettiğim değerlere de asla sırt çevirmeyeceğim.

anlamaya çalış,
anlam kat becerebilirsen,
anlamalısın hatta,
anla..

kaçacak hiçbir yerim yok. lütfenlere sığınarak sana cephelenmiş bir düşman olmak istemiyorum. her gece yastığımın bir köşesinden başlıyor varlığın, ve beni çepeçevre saransın sen, ne yana dönsem de sen… gerek yok bu kelime sarfiyatına: kadınımsın.

ve hatta,
bu ev,
bu mahalle,
bu şehir,
bu ülke,
bu dünya,
bu ben: seninle güzel olmaya en büyük aday…

gel beni mutlu edelim, gel seni mutlu görelim,
gel biz mutluluğu hakk’edelim…

5.may.2010

devamı

emanet

okyanusya üzerinde kaybolmuş
yorgun bir kelebek olsun yüreğin
ve sen emanet bırak kendini
ıssız ada olsun senin için mabedim

24.may.2010

devamı