temenni

zehr-i şeker olsun; yalan kazanında kaynayan katran..

[08.04.2010]

devamı

neyim?

konfetili düşler körpesi [30.03.2010]

devamı

oyuk

o: nedir seni gülümseten? dedi
gözlerine bakarken-ki- umuttu gülüşüm,
dudaklarının kıvrımlarıydı, dudaklarımın gülen hali…
anlamadı, sanırım…
anlatmak istedim…

o: napıyorsun? dedi,
bu: eğleniyorum… dedi,

eğlendim, duvarlara vururken kafamı..
eğleniyorum, eğlendim acıyı hissettikçe;
git gide götürdükçe
hücrelerimi cenazesiz intiharlara
eğleniyordum..

gün geçti diye
dün unutulur sandığım için,
yanılgılarıma bir yenisini ekledim
en kara kalemle yazılmışcasına…

o: gidiyorum.. dedi,
bu: gitme-sen.. dedi..

gidecekti..
bugün, yarın
en kötü gelecek haftaların birinde..

ağladım göğsüne dayadığımda kafamı
kafamda ölü hücreleriyle bir krallık
kafam ölü hücre evlerinden viranlık
ev soğuk duvarlarıyla mezarlık,
kaz,
derinleştir,
kes,
at,
geriye eşyalarından kalan boşluk,
götürebildiğin kadarını götür benden
benden geriye kalan sadece oyuk..

devamı

Melankoli & Drama

Melankoli
“ağlama bebeğim, seni hala seviyorum” “ne kadar hülyalı gözlerin” “kalbim yavru bir ceylan gibi zıp zıp” vs. gibi melodram repliklerini çıkardıktan sonra, sandık tan, sandıklarımı tan üzerine acı bir çamaşır suyu gibi damlattım. tan ağardı o sabah bembeyaz. son ra, adının ilk harfi bir yılan gibi algımda kıvrılmaya başladı. belli ki, sen, son ra, beni unutuyorum ben. hafızamı kaybettim. yolun kenarına bir ağaç durdum. bazı meyveler vurdum hırsımdan, bazı yapraklar buruşturdum avucumda. av cı ruhum cı ekini ayırdı yaptığı işten. adının sonuna ekledi sanki bir takma isim gibi. adın “son ra cı” dedi biri duydum. adım “son ra cı” benim bildim. bir ağaç durdum, sonra bir uyudum, uyandım. hep biraz çamaşır suyuyla, karanlığı lekeledim. “son ra cı” benim adım bildiğim, ra ların en sonuncusu,tuhaf bir zamandı, kendimi meraktan, bir ağacı kökünden söken fırtına kopardım, durduğum yerdi, geceydi. gözüme değdi tan dan damlayan bir damla çamaşır suyu ”o sendin ! ” zifiri gecem aydınlandı. hatırladım. son ra ra’ların en sonuncusu, işte sen… sözlerini birer dize gibi sandığa kitlediğim çirkin olsun bütün yazdıklarım işte bu yüzden ağlasın sandıkta bana hiç yazmadıkların. komiktiler zaten. palyaçolar çiziyiorum hırsımdan.

An-Dante

Drama
Hırsıma yenik düştüğümde tanıştım, hırsız bir körebeydi beni düşüren yere.. Yer ki, gök gibi sonsuzluğa uzandı ufuk çizgisini aştıkça… Güzel sözler, güzel yeminler, güzel gözler, güzel olan herşeyden ötelenmiş bir yalnızlık kavgasıydı bahar… Kelimeler buzu çözülmüş sokakların, çamur balçığı gibi dilimin ucunda, dilimin ucunda sözlerinin parçalanışı gibi durur aldanışlar… Beni yere düşüren, hırslı bir körebeydi. Cümleler onu kovalayan bir cellat gibi; parçaladın beni azrailim, kelimelerinle parçaladın… Şimdi adının ilk harfi gibi, geldiğim yere dönüşümü gösterir yol işaretleri… Yollar, geçmişe uzanan saç telleri gibi… Yollar, geleceğin çözülmemiş labirentleri… Yollar, seni bana bağlamaya sebep arayan gizli geçit dehlizleri… Ah bu kaybettiğim çocukluğum: vücuduma işlenmiş lekesi: düştüğüm yollardan kalan parçalanmış etin yenisi… Parçalanmamış eski düş çizikleri… Ve hepsi varlığımın imgesi…
Temizleyebilir misin vücudumdaki lekeleri? Silebilir misin tüm yazdıklarımı? Kesebilir misin, bir ağaç gibi dikilen melankolik yanımı?
Damlat.. Yakmıyor canımı…
Damlat.. Acıtmıyor gözlerimi…
Damlat… Korkmuyorum!
Elindeki çamaşır suyu değil, gözlerinin kederi…

Alim Vedat Süner
[16.03.2010 - 16:44]
devamı

aşk ve şarap

Nerdesin ey aşk,
gel de gün sana kalsın.

Ölüm ki şarabıdır kadehin,
dolduralım da kader utansın.

Belki hiçtim dün gece,
Bugünse yüreği can’a kattım.

Nerdesin ey aşk,
gel de yüreğim sana kalsın.

[04.03.2010 / 10:32]
devamı

bencileyin!

hani’miş,
söylenen sözlerin esrarı,
dilimizde bir şarkı gibi kaybolurken;
yer ve gök -
toz ve duman -
kül ve ten üzerinde can bulan
ve ahenkler içinde gönlümüze zerk ederken
- her’an uzanan dost eli, şimdi nerdeymiş ?


ninniymiş,
söylediğimiz en ahkam kesen fasıllar da,
ve kadehimizdeki mey ile geçerken gece;
uyutmuş -
unutmuş -
kayırtmış -
bayıltmış -
içimizdeki cüsseli insan canavarını
hatta güne varmaya yakın ayaklanan her işçi gibi yürekte
sabaha ermeden kaybedilen dostların kulağında
bir huzurun sesi olarak kalmış..
- nenni insan dölü, nenni’den aldan(m)ış..


deveymiş,
dev gibi insan yüreği içinde,
cirmin naçizane nahifliğine inatmış;
sonra büyüdü ya -
sonra gördü ya -
sonra tat ve kokuydu ya hayat
kimsesiz bir kuyunun delisi olmuş;
ab-ı şor ile dolu kuyunun endam ile kaynağı..
- deveymiş, pirenin haline şaşmış…


cüceymiş;
ellerini kaldırınca Hakk’a bin duayla,
olmuş olanlar bir anda ve o başladığında yalvarmaya
birden bin –
binden hiç –
hiç ile bir piç -
ve meczup yüreğini dağladıkça ıslak taşlarda,
can’dan koparmış, parça parça ayrılırken..
- bir küçük olmuş, bu devler ülkesinin zindanlarında…


velhasıl,
hanimiş, ninniymiş, deveymiş, cüceymiş;
- bencileyin şimdi ölmüş..

[15.02.2010 / 10:55]
devamı

gaddar!

her acıyı içime gömerek yaşamayı,
yalnızlığımda ağlayıp
yanlışlarımla büyümeyi öğrendim.

ne kadar gaddar bir insanım,
ne kadar acımasız: acılar karşısında…

acısına merhem olamayacağım insanları,
acılarıyla başbaşa bırakmayı öğrendim.
acılarımla bir başıma savaştığım,
ıssız ve soğuk yalnızlığımda..

ne kadar gaddar bir insanım
ne kadar acınası: gözyaşlarımı sakladığımda…

[10.02.2010 / 01:39]
devamı