sis: "adam"
o adam…

ek girdi: dile getirmiş o adam,
ağzına yüreğine sağlıkmış..
paylaşmadan edemezdim..
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
devamıben, sen, o!
ben:
bir kelimeyi takip etti diğerleri, cümleler aktı önüne sel gibi… varlığından çok anlamında yitirdi adam kendini… kelimeler salındı geldi gözleri önüne; adam korktu “öleceğim” diye… bir meydan mitingiydi bu adamın yüreğinde; her seçim öncesi yüzünde alaylı eğitimli, hüzünlü gülümseme…
sen:
bir kelimeyi takip etti dudakları, bir kelimeden hep kaçındı. yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça içinde hissettiği o sıcak duyguydu yenildiği; göğsüne bastırmak istediyse de varlığının serkeşliğine yenik düştü adamın; upuzun saçlarını gökyüzünde tarayan kadın…
o:
geçer yıllar, başlar göçler ve göçebe düşlerin yerine yurduna sağnak yağışları… mevsimler gelir, mevsimler -ve hatta neler neler- geçer gider bu sokaklardan; herşeye rağmen terketmemeli insan bu şehri; vazgeçilmez istanbul’dan… ıslak sokaklarında yürünecek bir yüreğin varlığını bilmek kadar güzeldir, varlığından gurur duymak… binilmemiş trenler, gezilmemiş koylar ve oturulmamış banklar kalmayıncaya kadar, güzeldir bu şehir! sonra mı ? yaşanmışlığı güzelleştirir, kaybetmedikçe insan satırlardaki ismi… hatıralar, hatırlatıcılar: hatırlanan hala bir küçük sevdaysa mana kazanır, değerlenir yürekte… hep öyle kalınması dilenir, kötülüğe bulaşmadan: aylarca hatta yüzbin senelerce… tüm şehrin duvarlarına ve kemerlerine adını karalasada aşıkların, bir gün bitecektir elbet… bilir bunu şehir, geçmişinden tecrübe edinerek.. hiç başlamadan bitmişse ve yaşanacaksa bir ömür katıksızlığıyla: ölümsüzlüğünü kazır kaldırımlarına ve hatta gecelerine bu şehir…
son:
kelimeler bilenir, bıçak kemiğe kadar dayanır.
sözler söylenirse yürek binbir parçaya dağılır.
vakit yetse, sevişmeler günler geceler alır.
gönül sebebi meşk ise geriye acı kalır.
amma ve lakin aksi haline sığındıksa:
ölümsüzlük bizle yaşayacaktır,
ulaşamadık diye içimiz sızlamayacaktır,
biliriz ki aşk bizim içimizde hep varolacaktır,
varlığımız bu şehre baki kalacaktır.
reform-deform!
Düşüyorum, bir boşluktan diğer bir boşluğa; düştüğüm zaman mı, sema mı ?
Hiçbir acısı kalmadı geçmişe dair içimde yarattığım gerçeküstü hayallerin… Gözü yaşlı bir adam vardı; bulutların üstünde oturan… Bir yıldırım ile düştü şehrinden uzak, bir hiç kentinin en ücra köşesine…
Kim gördü düşerken bıraktığı damlaları, o yağmurları ?
Hangi sevdalının gözyaşlarına ortaklık etti o adamın haşarı yağmurları ?
Sahil uzadıkça boyluboyunca; kaç sevgili daha bir yakınlaştı ıslaklıklarına ?
Aşkı arındırmak için gözyaşlarındaki tuzdan; hangi damlayı koşar adım kucakladılar ?
Tek bir dileği vardı yağan yağmurların: kimse üzülmesin… Kimse ağlamasın isterdi… Doğduğu şehrinden, bir hiç kentine doğru giderken…
Ben giderken en çok acıyan yanlarımı bıraktım; boşalttığım o evde…
En ağlak hallerimi…
En hatırnaz resimlerimi, olası geleceği, geçmişi…
Bir ara,
Beyaz, bembeyaz bir tablonun en çok boyanılmış, hatayı kapatmak için en çok uğraşılası yerinde; paramparça olmuş bir sanat eseriydim. Bir zamanlar sürrealistti bu tualin renkleri; şimdi ise sadece haki… Geride bıraktığım herşey fazla sulanmış bir tablonun yere akan pantoneleri…
Hayır, hayır gerek yok temizliğe de…
Hiçbir güç geri getirmez tablonun eksik kalan yanlarını, yaşanılmak istenilenleri, yaşanılmamışlıkları…
Onlar yaşanmadan yitti… Çizilmeden bitti…
Kim bilir… Belki de iyiki yaşanılmadan bitti…
Yoksa hangi güç uyandırabilirdi bu uykudan; bu ilizyondan…
Şimdi,
Yeni bir düşün esiriyim, zamanın görecesi içinde kaybolmadıkça; kaybetmedikçe kendimi…
Neydi o şarkı, hani…
“Sil baştan başlamak gerek bazen…”
Silmeli işte öyle…
Başlamalı yeniden;
bazı bazı, bazen…
(30.04.2008 – 10:16 / S3)
