sis: "ben"

mukayese

kimi geldi habersizce rüyalarıma
kimi ses etmeden gitti karanlığına
kimi bi’haberdi herşeyden masumca
kimi çok çabuk yenildi savaşa

biri uykumu çaldı kabuslar içinde
biri gülüşümden kopardı gitti
biri için saçlarımı döktüm yelesine gecenin
biri çaldı beni benden habersiz…

seni kaç kişi sevdi?
seni kaç kişi bildi?
seni kaç kişi öptü?
seni kaç kişi ben sandı?

[04.02.2010 / 01:38]
devamı

kalan

tut dudaklarımı uzansın dudaklarına
varacağım son kara parçamsın
nihayetinle, tenim kadar yakından tanışım
bedenim ve nefsimle, ben sana kalmışım

22.08.2009 / 02:25

devamı

ben, sen, o!

ben - sen - ve şehirben:
bir kelimeyi takip etti diğerleri, cümleler aktı önüne sel gibi… varlığından çok anlamında yitirdi adam kendini… kelimeler salındı geldi gözleri önüne; adam korktu “öleceğim” diye… bir meydan mitingiydi bu adamın yüreğinde; her seçim öncesi yüzünde alaylı eğitimli, hüzünlü gülümseme…

sen:
bir kelimeyi takip etti dudakları, bir kelimeden hep kaçındı. yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça içinde hissettiği o sıcak duyguydu yenildiği; göğsüne bastırmak istediyse de varlığının serkeşliğine yenik düştü adamın; upuzun saçlarını gökyüzünde tarayan kadın…

o:
geçer yıllar, başlar göçler ve göçebe düşlerin yerine yurduna sağnak yağışları… mevsimler gelir, mevsimler -ve hatta neler neler- geçer gider bu sokaklardan; herşeye rağmen terketmemeli insan bu şehri; vazgeçilmez istanbul’dan… ıslak sokaklarında yürünecek bir yüreğin varlığını bilmek kadar güzeldir, varlığından gurur duymak… binilmemiş trenler, gezilmemiş koylar ve oturulmamış banklar kalmayıncaya kadar, güzeldir bu şehir! sonra mı ? yaşanmışlığı güzelleştirir, kaybetmedikçe insan satırlardaki ismi… hatıralar, hatırlatıcılar: hatırlanan hala bir küçük sevdaysa mana kazanır, değerlenir yürekte… hep öyle kalınması dilenir, kötülüğe bulaşmadan: aylarca hatta yüzbin senelerce… tüm şehrin duvarlarına ve kemerlerine adını karalasada aşıkların, bir gün bitecektir elbet… bilir bunu şehir, geçmişinden tecrübe edinerek.. hiç başlamadan bitmişse ve yaşanacaksa bir ömür katıksızlığıyla: ölümsüzlüğünü kazır kaldırımlarına ve hatta gecelerine bu şehir…

son:
kelimeler bilenir, bıçak kemiğe kadar dayanır.
sözler söylenirse yürek binbir parçaya dağılır.
vakit yetse, sevişmeler günler geceler alır.
gönül sebebi meşk ise geriye acı kalır.

amma ve lakin aksi haline sığındıksa:
ölümsüzlük bizle yaşayacaktır,
ulaşamadık diye içimiz sızlamayacaktır,
biliriz ki aşk bizim içimizde hep varolacaktır,
varlığımız bu şehre baki kalacaktır.

(05.03.2009 / 14:50-15:35)

devamı

tanım

bi'haller
ben bir yalanın ortağıyım
bir şeytanın yardımcısı
hüzne davetli bir konuk
her gecem bir yudumluk

ben bir düzenbazım
ben bu düzenin kukla
her rüzgar esintisine yenik
iplerim tavana asık

ben bir kumarbazım
ben bir maça ası
ya en büyük şansım
yada ikiden düşük yalnızlık

ben bir yalan,
ben bir düzenbaz
ben bir kumarbazım
sen en çok hangisini tanıdın?

(02.03.2009 – 06:06/06:20)

devamı

gel dökümü

Koşar adım kattettiğim yollara arkamı dönup bakmadan;  daha da hızlanarak kaçar adımla uzaklaşmak; kaçamaklığa varmadan yaşamak istiyorum… Benden beriye kimse bakmasın; benden ötesine birlikte bakacak bir çift göz; yüreği titrek bir bedenin varlığı sarsın beni…

Hani doya doya tüketeceğimiz; tükenmek ne kelime, dolu dizgin var olabileceğimiz; varlığımıza ahenk katabilecek bir yüreğin imgesi olabilecek miyiz? Gözlerime renk, gözlerime ışık, gözlerime senin aksini düşüren her dakikaya binbir şükrü adıyacağım. Ne varsa senle yaşanılabilecek hayatta – mutluluk ve aşk adına – kendimi adıyacağım bu uğurda; yeterki “sen” ol gel, “ben”i bul gel…

Ansızın, kimseyi haberdar etmeden; çık gel… Ben kendimi bıraktım toprağına; var olduğum özün kucağına… Hiçbir bavulda, hiçbir hatırayı taşımadan; taşınmadan artık beriden öteye; bıraktım kendimi bu dingin sulara… Kalk gel yanıma… O rüyaların gerçek olmadığına ancak ölürsem inanırım; sana inandığım kadar inandım onlara; bize inandım bir başıma… Ne olur; beni akran etme toprağa…

Yok senden başka, nev’i şahsıma münasırlığımı anlayan; elime, dilime, sözüme, yüzüme: özüme senin kadar dokunan… Dokun bana, uyuduğum uykuların en derinindeyken; çek çıkar beni yanına… Uzağımda: haramdır sensizlik bana…
Ne olur gel… Ne olur tut ellerimi; dokun tenime…
Sensizliğinde ben toprakla akran; ölümeyse gebeyim…
Ne olur gel, seninim!

30.04.2008 – 10:47 / S3

devamı