sis: "ev"
oyuk
o: nedir seni gülümseten? dedi
gözlerine bakarken-ki- umuttu gülüşüm,
dudaklarının kıvrımlarıydı, dudaklarımın gülen hali…
anlamadı, sanırım…
anlatmak istedim…
o: napıyorsun? dedi,
bu: eğleniyorum… dedi,
eğlendim, duvarlara vururken kafamı..
eğleniyorum, eğlendim acıyı hissettikçe;
git gide götürdükçe
hücrelerimi cenazesiz intiharlara
eğleniyordum..
gün geçti diye
dün unutulur sandığım için,
yanılgılarıma bir yenisini ekledim
en kara kalemle yazılmışcasına…
o: gidiyorum.. dedi,
bu: gitme-sen.. dedi..
gidecekti..
bugün, yarın
en kötü gelecek haftaların birinde..
ağladım göğsüne dayadığımda kafamı
kafamda ölü hücreleriyle bir krallık
kafam ölü hücre evlerinden viranlık
ev soğuk duvarlarıyla mezarlık,
kaz,
derinleştir,
kes,
at,
geriye eşyalarından kalan boşluk,
götürebildiğin kadarını götür benden
benden geriye kalan sadece oyuk..
'mission accomplished' der buna elalem..
beşiktaş’ın inişli çıkışlı sokaklarında deli gibi ev arayıp yağmuru yedikten sonra; bulundu ev nihayet..
hoş, şirin; güzel olacak inşallah..
amma ve lakin, bitmek bilmiyor koşuşturmacası.. kendimden uzak kaldım.. en yakın vakitte görüşmek üzere…
ev aramaca (gün 1)
ne pis bir derttir bu;
evsiz kalıpta ev arama derdine düşmek..
kiralar televizyonda düştü deniliyor ya, aldanmayın..
kriz kiraları teğet geçmiş…
1. gün pek ümitsiz ve başarısız geçti.. yarına ümitler..
