sis: "gece"
rubai
I
derdimiz değil dertlerden bir demet toplamak
derdimiz aşk ile gönülde bir taht kurmak
zaman yok ayrı kalacak kadar ömürden harcayacak
zamanıdır bir yüreği, bir yüreğe katacak
II
kapat şimdi her bir hesap defterini tozlarına maruz
kapat gözlerimi, huzurundur bu bedenime kalkışan taaruz
can, can bulsun ellerinde ki budur makul
cana kasttır, canandan uzakta geçen her bir şeb ve ruz
14.07.2009 / 17:20
devamıtanrıların çocukları
Bi’ hata var gözümden kaçan…
Ben koştukça beni kovalayan bir ebe: bir eli kanlı-bıçaklı kasap gibi gece…
Bir hata var sözümden kaçan…
Ben konuştukça beni tüketiyor: sustuğum vakitler doluyorum, taşıyorum yüreğine…
Sessizce sokuldum yanına… Işıkları söndürüp bir tek gece lambasını bıraktım… Salondan içeri, o aydan uzak odanın içine sinsice yerleşsin diye ışık… Sokuldum yanına… Sokuldu karanlık koynuma… Nefesimi tuttum… Burun deliklerim açıldı, ciğerlerime sindi kokusu… Kalp atışlarımı duydum boynumda, şah damarımdan koynuma uzanan… Tanrıların huzuruna durdum titreyen ellerimle… Korkmadım hayır, korkutmadım hiçbir evi meçhul yalnızlığı… Sıcağı çektim ruhumun soğumuş kadavrasına… Titredi yastık… Titredi çarşaf… Titredim kendime geldiğimde… Tanrıların huzuruna durdum bu gece… Beni affetmeyecek olsalarda, af diledim ölümün orağını elinden aldığım için geceden…
Öptü beni… İstedim ve öptü.. Uzandım ve öptü..
Bir soğuk neşterdi dudakları, her öpüşüyle çoğaldım. Dudaklarımı bıraktım ıpıslak boşluğa, büyüdüm ve yaşlandım… Gök doldu odama; Ateş sardı dört bir yanı; Toprak oldu leda; Ter boşandı usul usul omuriliğimden yaradılana… Bir şuh nida gibi kaydı gırtlağımdan can; gırtlağından içeri kayarken zemzemden salyam… Dokundum… Durdum… Dokundum… Dondum… Tuttum leb-i derya içinde yarım kalmış tüm sancıtan ağları, ağrıları; ceplerimi doldurur oldu aldığım hayalet sancıları… Durdum bu nizamda Tanrıların karşısında; sen uyuyordun karşımda… Çırılçıplak ve yeni doğmuşcasına… Ben ganj nehrini odama taşımış, kıyında kendimi arıtıyordum…
Uyandı toprak, yandı ateş, koptu fırtına, aktı nehir; yüreğinden, kirlenmiş bedenimi arıtarak…
Sarıldı sonra bana… Ellerimi iki yana açıpta uzandığımda… Göğsüme koydu başını… Sarıldı tekrar tekrar bana…
Bir hata vardı özümden kaçan…
Sözümü kovalayan bir gerçekçi yalandı bizi mutsuzlukla kandıran…
Bir hata vardı beni ona kaçıran…
Sevmek diye birşey yoktu aslında, …
Çünkü biz Tanrı’ların çocuklarıydık ve ne yaratırsak onu yaşayacaktık….
19.05.2009 / 22:35 – 01:01
devamı?
gece mi hüznü getiriyor
yoksa biz mi geceye hüzün yüklüyoruz..
hüzünbaz olan biz miyiz ki,
mutluluğu bu kadar görmezden geliyoruz…
yorumsuz-um / 04.01.2006 00:06
devamıdilimde bi'kaç şarkı
girdim eve..
dört köşe, dört duvar…
oturdum yere; yer kabul etmedi..
sırtıma yükledim ceketi, yetmezmiş gibi yüküm; çektim-çıktım…
ıslaktı şehrin sokakları… sırılsıklam…
gelip geçenler görmedi hiç yüzümü kapşonun altından..
bilmedi kimse ağladığımı…
oturdum ıslak banklara; kabul etmedi soğuk; git dedim, git evine…
döndüm dolaştım beşiktaşın sokaklarında…
indim çıktım yokuşları… gbt testine bile girdim olur olmadık yerde…
sevgili günlük/ sevgili hüzünlük…
“yokluğuma emanet et sende
benden kalanları…”
bu gece meçhule yaptırdım kaydımı…
bu geceyi sildim hayatımdan;
notunu buraya düşerken..
ve yine dilimde o bi’kaç şarkı..

