sis: "git"

dadaist çingene masalı

harp mağduru kalbin sanrısı,
gaybın sesinden uzakta,
durup dururken çıkagelmiş sancısı
bir gece yarısı ağrısı
ne migren, ne miğde yanması
tut dilimin dadaist yanlarını
ısır ısırabildiğin kadar dudaklarını
kan değil damladıkça kararan
karardı kalbin şekere bulanmış
yanık katrandan çingene kazanı

darp mağduru yüzün yarısı,
yumruğunu sıktıkça damlar
avuçiçinden hayat yazgısı
yazıldıkça silinmiş bir satır arası
arasına sıkışıp kalmış kalp yarası
tutar koparır kabuklarını kaşıdıkça
kaşındıkça daha çok gömüldüğü
lapa et dolu, can girdabında
bir hayat telaşıdır peşinde koşturan
ben yaralarında merhem kuruluğu gibi
nefsimin içinde saklı son çığlığı

sarp yolların aşkıdır bahtı
döne dolana çıkar gider varlığı
hayatımın çatlaklarından sızdığı
bir nükleer sızıntıdır tadı
dilimden genzime sürüklenir usulca
kokusu ciğerlerimde ölüm bahçesi
ben kokladıkça mest olmuş cellat
o idam sehpasındaki son dilenci
hadi iste şimdi benden
ne varsa, ne yoksa elimde kalan
son parçamı emanet ettim tanrıya
şimdi git, sonra unutursun nasılsa..

devamı

onlara siktir, bana git

Sakın çıkma karşıma, boyalı dudaklarının yeni bir renge ihtiyacı yok… Bırak sen böyle güzelsin… Her gelen ile geçenin haz aldığı, bereket tanrıçası olacaksın… Ne çok şanslısın, kalçaların arasında büyüyecek gecelik erkeklerinin krallıkları; sen bu şehrin seks kölesi olacaksın…

Bedenine mezar ara gece vakti kaldırımlarda; ve her yattığın yatakta büyüsün, içindeki ölü ceninlerin mezarları, ben çıkardım bıraktığım o parçayı; sen yenileri için randevu toplarsın…

Topraktan af dile, Tanrı’na yalvar, annen için üzülmediğinse çok açık; gün gelecek el sürülecek yanın da kalmayacak, bu gidişle çok ucuza satılacaksın… Aferin…

Genişlet içini, çevreni, enini: yalnızlık sana göre değil elbette… Satışa çıkardığın her gülüşünü alkollü bir geceye adamışsın: biliyor musun aslında çok şanslısın? Bu am’açlıkla çok sofraya meze olup hiç aç kalmayacaksın…

Kin yok, nefret yok, ölüm yok, kalım yok…
Sen bir şarkısın dilimde, sözleri kendi dilimden olmayan küfürlerle…
Bense gözünde neşe, dudaklarında gülüşü boyalı pandomim ustası… Sana son küfrümü edeple süsledim; “siktir” yamyamlarına hediye, layık olmasanda benden bir kuru “git” fahişeliğine…

devamı

git sen şimdi

git..

devamı

dilimde bi'kaç şarkı

girdim eve..
dört köşe, dört duvar…
oturdum yere; yer kabul etmedi..
sırtıma yükledim ceketi, yetmezmiş gibi yüküm; çektim-çıktım…
ıslaktı şehrin sokakları… sırılsıklam…
gelip geçenler görmedi hiç yüzümü kapşonun altından..
bilmedi kimse ağladığımı…
oturdum ıslak banklara; kabul etmedi soğuk; git dedim, git evine…
döndüm dolaştım beşiktaşın sokaklarında…
indim çıktım yokuşları… gbt testine bile girdim olur olmadık yerde…
sevgili günlük/ sevgili hüzünlük…
“yokluğuma emanet et sende
benden kalanları…”
bu gece meçhule yaptırdım kaydımı…
bu geceyi sildim hayatımdan;
       notunu buraya düşerken..
ve yine dilimde o bi’kaç şarkı..

devamı

kaçış

kaçış
tutmam gideceksen,
geleceksen git demem,
uykun varsa uyu
tüm gün bizim uykusuz kalacaksak
ben buradayım!
geceyse gelen, güne inat
sen herkese inat bana gel
bir elimde kahve,
bir elimde bulmaca
müzik çalıyor hafif esintisini yayarak..
tutmam gideceksen
geliyorsan git demem
hüznün varsa dök içini
sözüm varsa söylenecek, esirgemem…
kaçacaksan durma
bundan iyi vakit olmaz,
herkes derin uykuda…
ama bence
sen herkese inat bana gel…
devamı