sis: "imge"
ölü bedenler
Eller dolaşıyor tenler üstünde; diller dolanıyor küllerin peşinde; sesler büyüyor tizler içinde; aşk can veriyor ölü bedenler içinde…
Bilmediğim bir şarkıyı doğaçlama söyleyerek başladım güne… Sabahın kahvaltısını güneş ile damıttım bedenime, gündüzü kattım içine, öğleni, ikindiyi, akşamüstünü… Saatlerle kovaladım kendimi… Kendimden kaçtım, sana dair ızdırab-ı aşktan kaçırırken yüreğimi… Gözümü açtım, göz kapaklarım kapandı; sesimi kıstım kalp atışlarım arttı; ellerimi uzattım yatağın diğer ucuna: döndüm duvara dayandım, ıpıslaktı yanaklarım… Yastığımda, mülteci kokunun hapsinde yatalak kaldım…
Duymadığım bir sesin, bilmediğim bir lisanın, hissetmediğim bir sıcağın acısıydı bu; işledi ruhuma, kemirdi bedenimi; kuşattı beynimi… Dolandım kendime, kördüğüm oldum… Döne döne sema’ya duranlara devşirdim kendimi; şeytana huzur veren varlığımı cezalandırdı iblis… Huzuru tükettim, huysuz çocuk yüreğimde.. Ne kadar ziyanım varsa, telefisi olmayacak her sancıya atfettim kendimi…
Bir elveda’yı esirgeyecek kadar kendimden uzak, bir sevdayı sindiremeyecek kadar kendime meçhulüm… Benden geriye kalan her neyse, hediyem olsun o doğmamış bebeğe…
O ki, imge’ydi bende…
alim de nostredame
konuşursa eğer insan
geçmişe koyduğunu sandığı yürek ile
aklına takılır kalır sözler
sesler ve imgeler; naçizane
varolan zamanı baltalar
bu beyne giren yeni düşünceler
kurak bir çöl olur daha yeşermeden topraklar
ve sönerse fer gözde
son yalanlardır, ’seviyorum’lar…
(geç kalmış bir girdiyi düzenlemeyle: 31.03.2009/16.04.2009)
devamı