sis: "kan"
dans pistindeki hemşire ve herzekâr!
parmak uçlarına hücum etti kan
sürünerek geçti içimizden sessiz bir çığlık
notalar savruldu dört bir yana
bir sol anahtarı saplandı avucuma
dıt. dıt. dıt. dıııııtt..
çek çıkar saydığım sayıları
kurdu kuzu postundan sıyır
sıyrıl kapıldığın hastalığın mikrobundan
bulaşıcı hastalığıma acılarınla pansuman yap
tik.. tak.. tik.. tak..
önce bu iplerden kurtar beni
boynumda kolye gibi asılı duran
kurduğun darağacını sök çıkar
kurtar beni; kurtar bu hayat denen
cellat doktorun elinden..
çek.. çık.. çek.. çık..
savur gözlüklerini, lenslerini dilime yapıştır,
avucumdaki kanı temizle iç çamaşırına
savur küllerini avucumda sönen sigaranın
cesedime öpücükler kondur küfürlerle süslü
dur. kal. git’ yada…
karala satır satır yazdığım her bir mısrayı
karala hatta kazı dişlerinle
vücüduma sinen kokunu
bir neşter iziyle yalnız bırak beni
ölmem ben!
yaşarım!
elbette yarım yüreğimle hemşire!
sus.. ah.. bu.. ses…
ağlat beni,
gözyaşlarımı içerken geç kendinden
ağlat hadi, sızlat beni
ben bir herzekâr,
sen yaralarımda uzman hemşire
ve bu çalan müzik; kulağımdaki sesin!
ve bu dans pisti benim bedenim!
02.09.2009 / 22:30
devamıöl'dür
Bir eski masaldı, unutuldu; kaybolmuş bir hazineydi ilk insanlardan kalan, kayboldu; bir yüreğin atış sebebiydi, toprağa gömüldü… Bir piç gibi ardında kalan herşeye lanetini bürüdü aşk…
Astarı yüzünden pahalı bir ölüm sebebiydi bu… Ölürken öldürmek için sebepler edindim farketmeden… Dilimden dökülmedi hiç, bir tükrük gibi yalanlar.. Yuttum hep dudaklarından bu zehri, zevkmişcesine… Ben yiterken seni de yok etmek için besledim içimdeki militanı… Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalamazdı… Kin büyüttüm sevgi koynunda… Aşk ile nefret arasındaki kankardeşliğiyle sarıldım sana… Aşığım dedikçe, aşkımın bir hiç sevişlerine kurban gidişini izledim oturduğum yerden… Acıdı yüreğim, acıtmadığım halde bu kadar çok… Affetmek hatasına düştüm defalarca… Affetmeyeceksin! Kimseyi ve hiçbir zaman… Aklın varlığına inanacaksın, akılsızsa bir insan; keseceksin boynundan tek bir bıçak darbesiyle hayat damarını… Hayatında yeri kalmayacak… Bir çöpü yerden alıp beslemeyeceksin evinde, koynunda, cebinde… Ne alınır ne satılır… Vermeyeceksin hiçbir çere-çöpe değeri ki, değerin bilinsin…
Döksem içimi kör bir kuyuya, dolar da taşmasından korkarım… Kussam içimdeki nefreti, dünyanın ibret almayacağını bilmekten utanırım… Dişlerim arasında sıkıştırdım öfkemi… Dilimin ucunda ölümün soğuk bedeni… Dokunsam taş kesecek yüreğin namertliğinden ben utanıyorum; namertlerse kendi zevk-i eğleşinde…
Acıtmadım, acıdım… Kanatacağım artık tüm acıya sebep yaraları.. Kapatacağım göz yaşlarımdaki tuz ile yaralarımı… Öldüm desem yok ağlayanım.. Anladım kimseye sırtımı dayamayacağım, kimsenin omzu olmayacağım..! Doldu beynimin kör kanalları, kapandı tüm açık damarlarım: felçli bir ruhun zindanı içinde varlığım… Dayanamıyorum bu hayata… Kaçıp kurtulmak için binbir çaba içindeyim…
Kır dök yarala…
Kes biç parçala…
Her bir kan damlasını dudaklarım arasından şevk ve neşeyle yalayabilirim… Dişlerim arasında parçalayabilirim o haz makinasını… Ucuza gideceğine, amacıma alet etmek için kullanabilirim bu bencillikle… Kin ve nefret doluyum sevgim içinde… Tutmayın beni, ölüm kokuyor ellerim… Tutmayın duvarlarıma yeni bir renk seçeceğim… O cansız ruha adayacağım cansız bedeni… Belki bir anlam ifade edecek gidişiyle… Ah nerelerde kaybettim ben kendimi… Nerde verdim ruhumu… Kurtarmam gerek kendimi..
Susmam…
Ve başlamam yeni katil ruhumla yeniden karışmaya topluma….
İyi ol..
İyilik yap..
Nereye kadar !
Öldürmem gerek seni ! Önce kendi içimde!
laleler ve kan
Takvimlerden yapraklar kopartıldı… Yeşile büründü doğa ve öldü sonra… Şimdi yeni bir başlangıcıyken mevsimin, döküldü içimdeki kavağın her bir dalı… Bir sene evveldi; bugündü… Hatta bu saatlerdi içimden dökülenlerin kağıt üstünde hayat buluşu… Bir bulut üstündeyken bir başka şehre taşınıp, bir yıldırım ile düşmüştüm toprağa… O zamandan bu zamana neler geldi, neler geçti..? Ne değişti, neler aynı olduğu gibi yerinde kaldı ? Hiçbirşey… Ben tekrar geri dönerken şehrime, en çok acıyan yanımı tekrar aldım, unutulmuş bir otobüs durağından; kayıp bir yolun kenarından… Tekrar büründüm en sağnak hallerime… Deştim en hatırnaz fotoğrafları bir bir…
Bok ettim içimde, içten içe pahabiçilmez bir esermişcesine boyadığım o tabloyu… Bok ettik işte…
Merhaba şehrim, hoşgeldim… İyi ki doğdun; iyi ki seninle büyüdüm…
Şimdi hiçbir düşün esiri olmadan, zamanın görecesinden sıyrılıp, hızına koşar adım ilerliyorum…
Kaybettim kendimi, kendi yarattığım dünya içinde.. Alıştırmaya çabalıyorum kendimi ölümlere..
Dilimde bu son duyduğum şarkı şimdi, sonsuz döngüde:
bir hüzün şehri ayırdı bizi
ve bu son olmayacak
gözyaşıyla beslediği
her aşk ölümü tadacak
(bkz: reform-deform)
(bkz: gel dökümü)
