sis: "katil"

parado’x!

ben benim yerimde olsam, kendi kendimin katili olurdum; sen benim yerimde olsan, kim bilir bu kaçıncı intiharın olurdu…

devamı

şiir ve katil

üzerine çekti karanlığı,
geceyi giydi üstüne
diline doladığı tanınmadık bir şarkı
izledi elindeki neşter ile
izledi çaresiz kurbanını
o son nefesini vermeden
yerinden kıpırdamadı

kadını bulduklarında
sağnak yağışlı bir hüzne maruz kalmış;
sırılsıklam ve paramparçaydı…
sevgiliden geriye kalan
son bir kağıt parçasına sarılmıştı sımsıkı,
hiç ayrılmamak için göğsüne basmıştı…
sırılsıklamdı gözyaşlarıyla..
elindeki şiir ile kendini parçalamıştı..

22.08.2009
devamı

yol

O yol hiç bitmesin istemiştim. Adımlarıma ayak uyduruşunu izledim; geçerken hayatımdan, ömrümün son masum hayaleti… Adımlarını izledim. Siyahın vücuduna hapsoluşunu ve siyahın üstünden kayboluşunu izledim. Azrailim oldu: kapkaraydı giydikleri… Karanlığa yürüyordum; kendimi izledim: ömrümün son çocukluğuydu teni… Öptüm, kokladım, son şarkımı söyledim… Bu kulaklarına kendimi son hapsedişim…

O yol hiç bitmesin istemiştim. Saatler alsaydı keşke, varmak istediğimiz o ayrılık; o durak; o yalnızlık… Günler geceler sürseydi, daha mı az üzülecektik ki ?
Bilemedim…

O yol hiç bitmesin istemiştim. O kaldırımdan tekrar yürüyebilmek için hiç bir mecalim kalmadı artık. Onu son kokladığım yere sinmiştir şimdi kokusu; ona son sarıldığım kaldırıma yapışmıştır saçları, ojesi, ruju ve kanı… O yolu tekrar yürüyebilecek kadar gaddar olabileceğimi sanmıyorum artık… Ben masum bir katilim, faili meçhul hiçbir cinayette bulunmaz parmak izim… O kirletilmemişliğini, o beyazlığını, o duru saflığını orada herkesin içinde öptüğümde; ben ruhumu teslim etmiştim.
Ardımda bıraktığımsa: kadınım…
Ölen ben, öldüren de gene bendim…

O yol hiç bitmesin istemiştim. Onunla müttefik başladığım savaşın hiç bitmemesini ister gibi… Ama bir öğle vakti, bir gecenin ertesi, bir derdin tasasıyla büyüdü, kabus oldu, katran oldu, zifiri oldu…
Hangi şekliyle daha az üzülecektik ?
Bilemedim…
Birlikte varmak için çıktığımız bu yolun sonuna sevinemedim…

28.06.2009
devamı

elveda

küfret,
lanet yağdır,
kötüle beni, her tanıyana;
bunları hakketmediğini söyleyenlere sığın,
kimse de benim gidişime anlam vermeye kalkmasın!
sebepsiz boyun eğ bu katliama…
sebepsiz olmasa da gidişim,
sen hep bir kaçış olarak gör bunu…
küfret ardımdan,
lanetler yağdır..
belki bu acılarına en iyi pansumandır..

devamı

öl'dür

Gece bittiyse gündüz gelir ardısıra, nasıl ki dolanırsa dünya çevresinde ay, ben dolandım güneşimin çevresinde; günde bilmem kaç kere; düşlerde… Gelmedi vakit… Gelmeyecek…
Bir eski masaldı, unutuldu; kaybolmuş bir hazineydi ilk insanlardan kalan, kayboldu; bir yüreğin atış sebebiydi, toprağa gömüldü… Bir piç gibi ardında kalan herşeye lanetini bürüdü aşk…

Astarı yüzünden pahalı bir ölüm sebebiydi bu… Ölürken öldürmek için sebepler edindim farketmeden… Dilimden dökülmedi hiç, bir tükrük gibi yalanlar.. Yuttum hep dudaklarından bu zehri, zevkmişcesine… Ben yiterken seni de yok etmek için besledim içimdeki militanı… Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalamazdı… Kin büyüttüm sevgi koynunda… Aşk ile nefret arasındaki kankardeşliğiyle sarıldım sana… Aşığım dedikçe, aşkımın bir hiç sevişlerine kurban gidişini izledim oturduğum yerden… Acıdı yüreğim, acıtmadığım halde bu kadar çok… Affetmek hatasına düştüm defalarca… Affetmeyeceksin! Kimseyi ve hiçbir zaman… Aklın varlığına inanacaksın, akılsızsa bir insan; keseceksin boynundan tek bir bıçak darbesiyle hayat damarını… Hayatında yeri kalmayacak… Bir çöpü yerden alıp beslemeyeceksin evinde, koynunda, cebinde… Ne alınır ne satılır… Vermeyeceksin hiçbir çere-çöpe değeri ki, değerin bilinsin…
Döksem içimi kör bir kuyuya, dolar da taşmasından korkarım… Kussam içimdeki nefreti, dünyanın ibret almayacağını bilmekten utanırım… Dişlerim arasında sıkıştırdım öfkemi… Dilimin ucunda ölümün soğuk bedeni… Dokunsam taş kesecek yüreğin namertliğinden ben utanıyorum; namertlerse kendi zevk-i eğleşinde…
Acıtmadım, acıdım… Kanatacağım artık tüm acıya sebep yaraları.. Kapatacağım göz yaşlarımdaki tuz ile yaralarımı… Öldüm desem yok ağlayanım.. Anladım kimseye sırtımı dayamayacağım, kimsenin omzu olmayacağım..! Doldu beynimin kör kanalları, kapandı tüm açık damarlarım: felçli bir ruhun zindanı içinde varlığım… Dayanamıyorum bu hayata… Kaçıp kurtulmak için binbir çaba içindeyim…
Kır dök yarala…
Kes biç parçala…
Her bir kan damlasını dudaklarım arasından şevk ve neşeyle yalayabilirim… Dişlerim arasında parçalayabilirim o haz makinasını… Ucuza gideceğine, amacıma alet etmek için kullanabilirim bu bencillikle… Kin ve nefret doluyum sevgim içinde… Tutmayın beni, ölüm kokuyor ellerim… Tutmayın duvarlarıma yeni bir renk seçeceğim… O cansız ruha adayacağım cansız bedeni… Belki bir anlam ifade edecek gidişiyle… Ah nerelerde kaybettim ben kendimi… Nerde verdim ruhumu… Kurtarmam gerek kendimi..
Susmam…
Ve başlamam yeni katil ruhumla yeniden karışmaya topluma….
İyi ol..
İyilik yap..
Nereye kadar !
Öldürmem gerek seni ! Önce kendi içimde!

bir kaç ay evvel, bostancı-taksim dolmuşu..
devamı