sis: "melek"
döne dolana
dudağımızda dünden kalma alkol birikintisi
avucumda miras sıcaklığı
bir ilahi iksir ki dilimin ucundaki tadı
döne dolana geceden sabahımdır kadınım
göğsümde saç tellerinin yarattığı enkaz
o dönerken cennet yatağımızda öte yana
ben bu ayrılığı bile kaldıramayacak kadar hasret
döne dolana uykuda bir melek kadınım
o masum gülüşünü taktımı yüzüne
tanrıya bir can borcum kalır
bir an olsun istemem yokluğunu
döne dolana hasret çektiğim kadınım
devam ettim..
Bir küçük minnetti aklındaki firari sızıntı. Yüreğinde koparken fırtınalar, hayatın tarumar eden yüzüyle göz göze gelmişti, kendini kaybettiği sokak aralarında… Geçen yılların rutubetli kokusu sinmişti üstüne… Ne yana kaçsa, kaçışını kovalayan yalnızlıklarla savaşıyordu… Kendine her yabancı kalışında; her hatırlattığında kendine acıyı, bir parçasını daha sardı ceset torbasına, sakladı yatak altlarında… Saçlarının gölgesini, gözlerinin buğusunu, dilinin ucundaki ıslaklığı kaybetti, kendi kaybolmuş dünyasında… Düş yordamıyla bulunan bir hayat değil bu, savaşta düşe kalka kazanılan bir zafere layık anca… Hazların cazip hislerle kanat çırpışına beğeniyle bakarak; kapılarak rüzgarına yaşanacak bir vakit değil bu… Işıklar kapanıpta güneş göğe yükselirken, yatağın diğer ucunda yalnızlık hakim sürecekse; en aciz zamanı güçlü göstermek için günde milyon kere maske değiştirilecekse, yaşanacak bir hayat değil bu… Geldik bir haz ile dünyaya… Gitmeden önce, takılıpta Azrail’in orağına düşmeden evvel yere; bulanmadan toza toprağa, ölüme varmadan daha: bir hatıra bırakmalı hayata…
Şimdi kapat gözlerini,
Açık kalsın ışıklar bu gece…
Sabah uyandığında kim kalacak acaba yanında…
Düşün, taşın, dolanma kendi kurduğun darağacına…
