sis: "ölüm"

ölüm // sen hiç -1-

ölüm,
yalnızca bedeni terk etmesi değildir ruhun,

ölüm,
yalnızca dünyadan göçmek değildir,

ölüm aslında,
sen kendini hayattan men ettiğinde
gözlerindeki donuk bakıştır.

sen hiç katil olduğunu düşündün mü?

[ 29 Nisan / eski yazıtlar ]
devamı

“Phileo” ölümdür.

dışımdan dönsün dünya,
içimde kocaman bir ütopya(m) var.
benim dünyam(da) saydam duvarlar,
üzerinde gezinen kelebekler var.

içinde kalsın tüm söylenmemiş (l)aflar,
kelimelerin zehirden oklar.
dudaklar(ın)da can bulurdu önceden
şimdi susan tüm şarkılar.

içimde saklı tüm emanetlerin
ruhumu şad’eden tüm imgeler.
şimdi gözlerimde paslı bir duvar
ölümü tasvir eder rüyalar.

[ 28.07.2010 - 22:21 / 16.09.2010 - 00:53 ]
devamı

aşk ve şarap

Nerdesin ey aşk,
gel de gün sana kalsın.

Ölüm ki şarabıdır kadehin,
dolduralım da kader utansın.

Belki hiçtim dün gece,
Bugünse yüreği can’a kattım.

Nerdesin ey aşk,
gel de yüreğim sana kalsın.

[04.03.2010 / 10:32]
devamı

öl'dür

Gece bittiyse gündüz gelir ardısıra, nasıl ki dolanırsa dünya çevresinde ay, ben dolandım güneşimin çevresinde; günde bilmem kaç kere; düşlerde… Gelmedi vakit… Gelmeyecek…
Bir eski masaldı, unutuldu; kaybolmuş bir hazineydi ilk insanlardan kalan, kayboldu; bir yüreğin atış sebebiydi, toprağa gömüldü… Bir piç gibi ardında kalan herşeye lanetini bürüdü aşk…

Astarı yüzünden pahalı bir ölüm sebebiydi bu… Ölürken öldürmek için sebepler edindim farketmeden… Dilimden dökülmedi hiç, bir tükrük gibi yalanlar.. Yuttum hep dudaklarından bu zehri, zevkmişcesine… Ben yiterken seni de yok etmek için besledim içimdeki militanı… Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalamazdı… Kin büyüttüm sevgi koynunda… Aşk ile nefret arasındaki kankardeşliğiyle sarıldım sana… Aşığım dedikçe, aşkımın bir hiç sevişlerine kurban gidişini izledim oturduğum yerden… Acıdı yüreğim, acıtmadığım halde bu kadar çok… Affetmek hatasına düştüm defalarca… Affetmeyeceksin! Kimseyi ve hiçbir zaman… Aklın varlığına inanacaksın, akılsızsa bir insan; keseceksin boynundan tek bir bıçak darbesiyle hayat damarını… Hayatında yeri kalmayacak… Bir çöpü yerden alıp beslemeyeceksin evinde, koynunda, cebinde… Ne alınır ne satılır… Vermeyeceksin hiçbir çere-çöpe değeri ki, değerin bilinsin…
Döksem içimi kör bir kuyuya, dolar da taşmasından korkarım… Kussam içimdeki nefreti, dünyanın ibret almayacağını bilmekten utanırım… Dişlerim arasında sıkıştırdım öfkemi… Dilimin ucunda ölümün soğuk bedeni… Dokunsam taş kesecek yüreğin namertliğinden ben utanıyorum; namertlerse kendi zevk-i eğleşinde…
Acıtmadım, acıdım… Kanatacağım artık tüm acıya sebep yaraları.. Kapatacağım göz yaşlarımdaki tuz ile yaralarımı… Öldüm desem yok ağlayanım.. Anladım kimseye sırtımı dayamayacağım, kimsenin omzu olmayacağım..! Doldu beynimin kör kanalları, kapandı tüm açık damarlarım: felçli bir ruhun zindanı içinde varlığım… Dayanamıyorum bu hayata… Kaçıp kurtulmak için binbir çaba içindeyim…
Kır dök yarala…
Kes biç parçala…
Her bir kan damlasını dudaklarım arasından şevk ve neşeyle yalayabilirim… Dişlerim arasında parçalayabilirim o haz makinasını… Ucuza gideceğine, amacıma alet etmek için kullanabilirim bu bencillikle… Kin ve nefret doluyum sevgim içinde… Tutmayın beni, ölüm kokuyor ellerim… Tutmayın duvarlarıma yeni bir renk seçeceğim… O cansız ruha adayacağım cansız bedeni… Belki bir anlam ifade edecek gidişiyle… Ah nerelerde kaybettim ben kendimi… Nerde verdim ruhumu… Kurtarmam gerek kendimi..
Susmam…
Ve başlamam yeni katil ruhumla yeniden karışmaya topluma….
İyi ol..
İyilik yap..
Nereye kadar !
Öldürmem gerek seni ! Önce kendi içimde!

bir kaç ay evvel, bostancı-taksim dolmuşu..
devamı

sor'sar'sen

zaman kadar bol ve ömür kadar az vaktimiz var..
kendimizi beklemeye alacak kadar lüks mü yaşıyoruz ?
geriye dönüp baktığımızda gülebilecek miyiz?
ileriye pürdikkat kesildiğimizde sevinecek miyiz?
umut dediğin, fakirin ekmeğiyse…
yüreği katık edip günü geçirebilecek miyiz?
gözlerimizde inmek için sabırsız bir perde,
kapanmadan önce eleğimizi asabilecek miyiz?

devamı