sis: "sen"

yalandan yalnızlık

gece çökünce, gün döner arkasını ertesine,
şehrin ağır ağır yalnızlığı çekilince hanelerine,
yalnızlığına sarılmayı
        marifet saydığında, işte böyle gecelerde,
dolanırsın yalnızlığına;
farkına bile varmadan,
        seni çekip çeviren sarmaşığa

oysa, yalnız olamaz ki insan,
hiçbir insan kendine bu cezayı kesemez ki,
hiçbir canlı kendini yalnızlığına hap’sedemez çünkü,
hiç,
    hiçbir,
        hiçbirşey,
        bizim kadar yalnız kalmayı beceremez şu hayatta…

yüzümdeki gülümsemelere aldırış etmiyor gökyüzü,
rüzgar yer yer tuzunu kurutsa da,
gözlerimin çehremden süzülüp gidişine
        aldırmıyor atmosfer…
şimdi hava kararıyor,
hiç bu kadar soğuk olduğunu hissetmemiştim havanın,
hiç,
bu kadar sarılmamıştım yansızlığına,
hiç,
bu kadar bir yanım eksik kalmamıştı…

dedim ya,
hava kararıyor..
ve ben başka bir yalanla avutuyorum,
yalandan yalnızlığımı..

[09.01.2012 / 18.32]
devamı

ölüm // sen hiç -1-

ölüm,
yalnızca bedeni terk etmesi değildir ruhun,

ölüm,
yalnızca dünyadan göçmek değildir,

ölüm aslında,
sen kendini hayattan men ettiğinde
gözlerindeki donuk bakıştır.

sen hiç katil olduğunu düşündün mü?

[ 29 Nisan / eski yazıtlar ]
devamı

sadece “sen” üzerine “aşk”

sen
(
seni özlemek,
seni saklamak,
seni koklamak,
seni uyukularında ve sana uykularda,
seni sen yapandır.

)
aşk…

[21.07.2011 / 12:49]
devamı

unutsan da olur..

beni dün seviyordun, bugün unutsan da olur, yarın seveceğinden emin olduğum için…

devamı

belki..

sen ‘belki’lere sığın,
ben seni sevdiğim kadar hayatta kalayım!

devamı