sis: "sen"

git sen şimdi

git..

devamı

seni düşünmek!

mümkün mü seni düşünmemek?
hele de benden çok adını dile getiren birini, benimle bıraktıysan ?
:)

exLife / 19.04.2006 00:01
devamı

sor'sar'sen

zaman kadar bol ve ömür kadar az vaktimiz var..
kendimizi beklemeye alacak kadar lüks mü yaşıyoruz ?
geriye dönüp baktığımızda gülebilecek miyiz?
ileriye pürdikkat kesildiğimizde sevinecek miyiz?
umut dediğin, fakirin ekmeğiyse…
yüreği katık edip günü geçirebilecek miyiz?
gözlerimizde inmek için sabırsız bir perde,
kapanmadan önce eleğimizi asabilecek miyiz?

devamı

devam ettim..

Bir minik şükrandı aklından dökülen. Gözlerinden inerken inciler, kozaları halen bedenindeydi yılların ördüğü.. Evrimleşti çeyrek ömür. Kanatlar açılırken rüzgarı hissetmek, sayesinde hafiflemek.. Bir nefes ve bir nefes daha içe çekilen, kana kana. Yabancı olunan ne varsa onun suçu değildi. Kanaat ettiği yaşamı bir zamanlar devşirilmişti. Son demde, oluşumların karmaşasında hissetmek; saçlarındaki karaltının yüzünü gölgeleyişini.. His yordamıyla bulunan bir yürek geldi ellerine.. Işığa doğru tutulunca ardı görünen.. Ve takılınca ayağı yere düşüp toza bulanan..
 

Bir küçük minnetti aklındaki firari sızıntı. Yüreğinde koparken fırtınalar, hayatın tarumar eden yüzüyle göz göze gelmişti, kendini kaybettiği sokak aralarında… Geçen yılların rutubetli kokusu sinmişti üstüne… Ne yana kaçsa, kaçışını kovalayan yalnızlıklarla savaşıyordu… Kendine her yabancı kalışında; her hatırlattığında kendine acıyı, bir parçasını daha sardı ceset torbasına, sakladı yatak altlarında… Saçlarının gölgesini, gözlerinin buğusunu, dilinin ucundaki ıslaklığı kaybetti, kendi kaybolmuş dünyasında… Düş yordamıyla bulunan bir hayat değil bu, savaşta düşe kalka kazanılan bir zafere layık anca… Hazların cazip hislerle kanat çırpışına beğeniyle bakarak; kapılarak rüzgarına yaşanacak bir vakit değil bu… Işıklar kapanıpta güneş göğe yükselirken, yatağın diğer ucunda yalnızlık hakim sürecekse; en aciz zamanı güçlü göstermek için günde milyon kere maske değiştirilecekse, yaşanacak bir hayat değil bu… Geldik bir haz ile dünyaya… Gitmeden önce, takılıpta Azrail’in orağına düşmeden evvel yere; bulanmadan toza toprağa, ölüme varmadan daha: bir hatıra bırakmalı hayata…
Şimdi kapat gözlerini,
Açık kalsın ışıklar bu gece…
Sabah uyandığında kim kalacak acaba yanında…
Düşün, taşın, dolanma kendi kurduğun darağacına…

devamı

huzur

gecenin aydınlık yüzü bakıyor pencereden
son ışık kaynağıda tüketti kendini
beni çepeçevre saran bu kokuya yenik düşen ben
ardımda bırakıyorum tüm herşeyi
yüreğimi
      beynimi
            ellerimi
            dilimi ve kelimelerimi

koşuyorum, çırılçıplak ruhum
koşuyorum, varlığımın hayranı, o oluşuma
ruhuna adanmış bir ibadetim bu benim
ne kadar sen dolarsam
      o kadar kendimim

biriktirdiğim sensiz zamanlardaki sen taneleri
saklı duruyor her yalnız gecenin cepkeninde..
şimdi bir bir dilek kuyularına gönderiyorum
biriktirdiğim yalnızlık çilesini

senin kokunun huzuruna durdum
sana sevgili
    bunca acı ve sevda
tek sana çekildi
        tek senin uğruna
huzurluyum belki de
uzun zamandır ilk defa
    bu gece ruhum
        şehrin semalarında

23.03.2009 / 02:14

devamı