sis: "söz"

ilan-ı dehalet

gözlerimin kenarlarından bir tutam tuz döküldü,
göz pınarlarımda birikmiş bir acı çözüldü,
sözlerim artık yalnız kendine döndü,
sen benimken, benimki nankörlüktü..

Bunca zaman farkına varamadığım bir yerin varmış… Ben hep daha fazlasın sanıyorken, sandıklarım aslında sadece varsayımlarmış… Gerçek ise kendini göstermek için zamanını çok yanlış bir vakitte; çok kötü bir şekilde seçmiş… Sen herşey olmuşsun; sen aslında herşeymişsin de, benim salaklığım tutmuş.. Farketmemiş miyim? Seni ne kadar çok sevdiğimi hiç hissetmemiş miyim? Kelimeleri süslemek istemiyorum, hayır! Af dileyecek kadar bile yüzüm yok sana karşı, biliyorum… Söyleyecek hiçbir sözüm yok; ama susamıyorum. Af dilemek yerine affetmeni bekleyecek kadar sana ait tüm varlığım. Sana söyleyecek tek bir sözüm yok, ne desen boynumu bükerek karşında bir enkaz gibi duracağım. Affetmen için yalvardığım her duanın sonuna bir amin, uyandığım her günün sensizliğine bir lanet iliştirdim. Duvarlar üzerime eğilmiş senin adını fısıldarken; ben gözlerimi kapatarak bunun bir kabus olduğunu düşünüyorum. Uyan hadi. Uyandır… Ben sensiz sabahlardan nefret ediyorum…

Bunca zaman farkına varamadığım bir aşk varmış… Senin olabilmek için hiç bu kadar sana koşmamış gibi, hiç bu kadar sana aşık olduğumu anlamamış gibiyim… Senin olabilmek için tüm organlarım titriyor yerinde, yoksunluğunun nöbetinde her yanım… Aklı yitiriyorum düşündükçe, rüyalarımdan bile sıyrılmış varlığın; sana varamıyorum. Kabuslar doluşuyor gözkapaklarıma… Kendimi evde dolanırken buluyorum başı boş… Ev karanlık, odalar karanlık, kaleme ihtiyaç duyulmamış bir idam bu, dar ağacı sallanıyor gözümün önünde, sen diye ona koşuyorum… Gözlerimin kenarına hücum etmiş acıyla kendime geliyorum… Yastık karanlık, yatak karanlık… Yastığına bulaşmış makyaj izlerin karanlık… Bu eve bir ışık gerek, sen yokken herşey çok karanlık…

Bunca zaman farkına varamadığım bir tesellin varmış… Kaç gündür hiçbir şeyin tadı yok, tuzu yok… Satır aralarına sıkışmış manalarda gizleniyorsun, dilime dolanıyorsun her şarkıda, hüzne boğuyorsun yokluğunu… Kendime lanetler yağdırıyorum, kınamalar gönderiyorum en resmi notalarla… Ben her savaşı kaybetmeye hazırım sevgili. Tüm milislerimi dağıttım, tüm varlığımı sana teslim etmek için açtım beyaz bayrağımı, sana yol alıyorum. Esir et beni hadi, zindanlarında çürüt istersen. Silahsızım, mahçup, aciz, muhtaç… Vereceğin her yargıya savunmasızım, kabulüm. Ama n’olur göster bana gerçek yüzünü, bunca zamandır tanıdığım büyüklüğüne muhtacım… Dönme sırtını, düşecek yoksa bu beden gölgen üstüne… Benim çocuk huzurum, senin gölgende…

Gitme, Senin kalmaya hazırım,
Gitme, Senin olmak için varım,
Gitme, Sensiz anlamsızım…

A.V.
30.05.2010-01.06.2010

devamı

s-avuntu

söylenmemiş sözlerimi kuruttum dilimin ucunda
gözlerimin tarlasını nadasa vurdum
seni son gördüğüm yerde şimdi
ben kendimi avuttum durdum..

[tarih: geçen sene]
devamı

büyülü şarkı

dilime dolandı sözleri
tekrarı içinde söz oldum
……………………..özü buldum

kulağımda dönüp dolaşır müziği
notalarında ben bir nokta koydum
………………………………..oktav oldum

parmak uçlarımda metal,
parmak uçlarımda kemik,
parmak uçlarımda plastik,
parmak uçlarımda yılan derisi

vur sazına davuluna yüreğim
sen cennete alınmamış,
cehennemden bile kovulmuş bir şarkısın
bu gidişle varlığa gem vurup
yoksunluğa koşacaksın!

03.09.2009 / 14:17
devamı

gitme'k…

kelimeler kayboldu dilimin ucundan,
yuttum tüm sözleri söyleyemeden,
yutkundum; boğazımda yumruk gibi bir düğüm
gözlerimi kapadım, sözlerimi ararken…
sesim kısıldı sonra,
sessiz kaldım boş odalarda
uğurlarken kendimi yalnızlığa
sesimden neşeli gülüşlerim kaçtı
ve bekledim…
koştum sokaklarda
yoruldukça bekledim…
telefona uzandı elim
uzun bir süre çalmasını bekledim
sözlerimi kovaladım, sessizliğe yenilince
seni buldum sandım
ararken, kendimi kaybettiğimde
can oldu’n sen, sen oldu’n can
bırakıp da yalnızlığına beni giderken..

05.08.2009 / 17:10
devamı