sis: "zaman"
ihtiva
senden ve benden geriye kalan
sen benden çıktıktan sonra geriye kalan boş gözler
ve ben senden çıktıktan sonra ortada kalan bir viran…
son şaheserim, ilk ümidim, inancım, renklerim, sevgim, sevgilim
ben senden gittim gideli sen neleri erittin
kimlere meze ettin ruhunu koca şişeler arasında
ki sen
bir şişe kadar bile büyük değildin dünyamda…
masum, mazlum, kırılgan
günahlarımdan savunulması gereken peri
ve koca dünyanın
en küçük hazinesi…
senden ve benden geriye kalan
sen benden çıktıktan sonra geriye kalan boş gözler
ve ben senden çıktıktan sonra ortada kalan bir viran…
kim hırpaladı seni bu haziran akşamında böyle üstün başın harap
içindeki çocuğun ırzına hangi it geçti? ki ben büyütmüştüm o çağını
bin bir zahmet
ve bin bir umutla…
şimdi sen, arta kalan benden
gençliğin beyoğlu’nun arka sokaklarında
görmekten utandığımız o filmin kahramanlarıyla.
sen…
sevgilim…
ne çabuk tükendin…
ve tükettin beni, içimi, benliğimi
gözlerimin irisini, akımı, karamı, renklerimi
bir caddenin karolarına gömdüğünden beri umutlarımı
şehrin günahı eteğine sıçradı…
senden ve benden geriye kalan
sen benden çıktıktan sonra geriye kalan boş gözler
ve ben senden çıktıktan sonra ortada kalan bir viran…
psy…
12.06.09
sor'sar'sen
zaman kadar bol ve ömür kadar az vaktimiz var..
kendimizi beklemeye alacak kadar lüks mü yaşıyoruz ?
geriye dönüp baktığımızda gülebilecek miyiz?
ileriye pürdikkat kesildiğimizde sevinecek miyiz?
umut dediğin, fakirin ekmeğiyse…
yüreği katık edip günü geçirebilecek miyiz?
gözlerimizde inmek için sabırsız bir perde,
kapanmadan önce eleğimizi asabilecek miyiz?
o cümle
Kurdum kendi kendime gecelerce, günlerce üzerine düşünüp; bin bir acıyı bu yalnızlığında içine katıp düşündüm… Her seçimde hüzün nöbetleri, her tercihte yürek sancısı ve yaralar… Alıştırdım kendimi: kimsesizliğe ve yokluğa…
“Sildim” derken farkında olmadan onu yaşamak kadar zor bir şey yok… Ben, hüzünlü bir aşk filminin, ayrılık sahnesinden sonra gelen karanlığıyla birlikte bıraktım gözyaşlarımı özgürlüğe… Onlar oynamıyordu filmde; ben yaşatıyordum onları içimde… Buluştuklarında yitirdikleri her parçaya rağmen sevebilen gözlerle bakmalarında dindi kalbimin göğsümü sıkıştırma uğraşları…
Ayrılmak…
Ayrı kalmak…
Sıcağına hasret düşmek…
Uzaklar ve mesafeler…
İhtimallerin dışında yaşanmış bir mahkûmiyetle tükettim onun için kendimi… Neden diye sorsa…? Koca bir hiç cevabım… Sadece sevdim: iyi kötü, yalan yanlış, az çok, ölesiye ki öldüm işte… Sevdim kendimden çok, kendini bile beni sevdiği kadar sevmeyen birini… Sevdiğim belki de sadece bir hayal perdesi, bir film karesi geçmişten hatırladığım… Öyle olmasa tekrar yaşanabilir mi bunca korkunun gölgesinde… Mutlu bir gecede sevdiceğe söylenebilir mi o kutsal cümle; kulaklarından öperken sessizce…?
(03.03.2009 / 03:21)
devamı